Yavrularımız ve Bizler

Dünyada vaktimiz kısıtlı. Nasıl geçtiğini fark edemeden rüzgar gibi savrulup kayboluyor. Öyle uzaklara gidiyor ki sadece ebede geçiş kapımızdan, ikinci hayatımıza sürüklemesi hatıra olarak kalıyor. Gurbet hasretini çektiğimiz çocuklarımızın, minik avuçlarına sığmayan parmaklarımız şimdi boş. Sayısız yılların rüzgarları bizleri olgunlaştırdı. Genç yavrularımızı ise gençlik hülyalarının içine bıraktı.

Kitapları fark ettik. Dedik ki: Hayat yapraklarını okurken ilim mürekkeplerini yalamayı keşfederken geç kalmamış olsak bari. Bu yaşamımızdaki oturaklığımızı  kolay elde etmedik. Ruhumuzun mevsimlerine göre köklendik. Dallanıp budaklandık. Bir baktık ki beden ağacımızda yetişen yavrularımız olan meyveler olgunlaşıp dallarını terk etmeye hazırlanıyorlar. Oysa daha onlara ulaştırmak istediğimiz çok enzimlerimiz var. Onlar bizi terk etmek isterken ulaşacakları ellerde değerleri bilinecek mi? Nadide birer mücevher kıymetinde olduklarını anlayabilecekler mi? Işıltılarının etrafa dağılan huzmelerinde yollarını bulmaya çalışan gaflette ki yaşıtlarına örnek olabilecekler mi?

Gövdemizden her türlü güzelliklerin kaynağına ulaşacakları pusulayı ulaştırdık. Nasiplendikleri kadarını bünyelerinde biriktirdiler. İkram sırası geldiğinde iman hakikatlerinin lezzetiyle kendilerini ortaya koyacaklar. Onlar anne baba olmadan meyvelerimiz bizleri anlayamayacaklar. Koca çınar olmuş olarak endamlı bir şekilde görevlerimizi yapmanın rahatlığıyla salınırken çocuklarımızdan beklediğimiz ne olabilir. Etraflarına ekecekleri içlerinde ki ebediyet çekirdekleri.

 

Nevin ALAN