Yaşmaklı Teyze

İzmit’in kenar mahallesindeyim. Cenazenin ardından okunacak Kur-an ziyafetine gidiyorum. Bu hazzın manevi duygularıyla adımlarım yollara düşen yapraklarla haşır neşir. Tam da gündeme uygun bir manzara diye mırıldanıyorum. Ağaçlardaki görevlerini tamamlayıp sarıya, kırmızıya veya kahve rengine boyanmış çeşit çeşit yapraklar, geçenlere sesleniyorlardı: “ Birkaç ay önce bizler de canlıydık, sunumlarımızı yaptık.  İlancılığımızla gören gözlere yaratıcımızı hatırlattık. İşte artık toprağa karışma vakti. Ya siz? Sizler şu an hangi aşamalardasınız? Ömrünüzün kaçıncı mevsimini yaşıyorsunuz?” Bunları  duyar gibi oluyorum.

Kendi adıma muhasebemi yaparken, yaşmaklı bir teyze ağır ağır çiğnediği yaprakların hışırtılarını duyarak yürüyordu. Teyzemiz de ununu eleyip asanlardan olmuş, haliyle edep açısından dikkatimi çekmişti. Yüzündeki yaşmağın altında yaşıtlarına göre çok daha az yaşlılık belirtisi olan çizgiler taşıyordu. Düşündüm…Acaba kaç dönem  daha böyle çekingen ve bakarken bakışlarını yere çivileyen nesil olacak. Bugünün hanımları bizler, onların bu mahcup hallerinden uzak ve bir o kadarda rahatız. Her günümüzün kurumaya yüz tutan ömür yapraklarına işlenecek güzellikleri artırmaya çalışabiliriz. Hayatımızın su kanalları olan saat ve dakikalarımızın yollarına fikir zenginliğini akıtmaya gayret gösterebiliriz. Böylece ruhumuzun beden  ağacımızdan  kopuşu; son nefesimiz… Akabinde son yaşmağımız olan kefenimize sarıldığımızda yaldızlarla süslü beden fabrikamızı taşıyacak meleklere göz kırpsak.
           
Yerlerde yapraklar rüzgarın esintilerine kendilerini kaptırmış, sürükleniyorlar. Bizler şu an hangi ilim şerbetlerinin damlalarının peşinde savruluyoruz.

 

Nevin ALAN