Sen İstersen
Gençler karar verdiler ve işte son nokta. Evlilik cüzdanı gelin hanıma veriliyor ve damada da onu re edici birkaç kelime söyleniyor. Her iki ayrı dilim olan eşler artık tek bir yürek çatısını paylaşmaya adım atıyorlar.
Her şey yetişme tarzından kaynaklandığına göre, önce ailelerin bu çifte nasıl bir saygı davranışı sergilediklerini gözlemleyelim, Dünürler arasında zıtlık olmuşsa çabuk kaynaşma ve karşı tarafı kabullenmenin güçlüğü hemen göze çarpıyor. Sevgiden önce saygının ana temel olduğunu her iki tarafta kavradıysa eğer teyit edercesine hoşgörülü oluyorlar. Çıkabilecek çatlak seslerde de, ara bulucular tarafından kamufle edilerek ılımlı zeminlere hazırlanılıyor.
Bu psikolojik döngüler arasındaki gençlerimiz daha kendilerini birbirlerine ifade edemeden aile büyüklerine sunulacak olan saygı çeşitlerini ön plana alıyorlar ve çizgilerini belirlemeye çalışıyorlar. Çiftimiz herkesin ve her ortamın ilgi odağı olmaları hasebiyle sürekli bir tedirginlikle olumlu ve uyumlu görünmeye zorlanılıyorlar. İlerleyen zaman diliminde taşlar oturuyorsa ne ala. Oturmamışsa karı-koca imajının ağır tekeli altında kalmanın da negatif baskısıyla bir patlama noktası yaşanıyor. Güya çevrelerine ve ailelerine saygı ve sevgide kusur edilmeyecekti, fakat büyükler onları rahat bırakmadılar. Çiftler birbirlerine duydukları saygı ve devamındaki sevgiyi fazlasıyla etraflarında tüketmeye başladılar.
“ Hazıra dağ dayanmaz” misali bir süre sonra eşler arasında kopma noktası baş gösteriyor. Oysa evliliğin daha başında her şey toz pembe değ ilmiydi? “Senin ailen beni kabullenmedi.” En büyük acıda karşı taraftan beklentilere cevap bulamamak ve dolayısıyla hayal kırıklığına dönüşen kısır döngüler. Memleketimizde önce ailelerle evlenildiği için, evlilik ağacının saygı sularına, sevgi çiçeklerine,dalına, budağına, yaprağına yön verme lüksüne çok az aileler sahip. Bir süre sonra birbirlerine yabancılaşan ürkek bakışlar, sevgi-evlerinin sessiz müdavimleri oluyorlar. Çocuklarında ileriki hayata ait görüşleri bu hamur üzerine şekil alıyor.
İnsanın önce kendine saygısı olmalı. Taşımadığı vasıfların eksikliğini de duymaz zaten. Evet saygının sürdüğü müttetce sevgi var olur. Sadece sevgi, çabuk tüketilen bir dolgu malzemesi olarak kullanılır. Bizler olumsuz gördüklerimizin devamındaki akıbeti, fark edene kadar bakmışız ki tartışmaya sebep olacak tümsekler sivrilivermiş. İşte o zaman eşler birbirlerine “ şu andaki huzurumuzu bozan meseleyi arkadaş gibi konuşmamız lazım. Sonucunun da güzel olacağına inanıyorum.” Bu tür bir organizasyonla yola çıkılarak karşı tarafa duyulan saygı çerçevesinde olumsuz konu halledilirse, her iki kişide tümsek olan o olumsuz tartışma konusunu tekmeleyerek yerle bir edebilirler. Böylece tartışılacak konuda da yığılma yaşanmaz. Ve arkadaş olarak konu güzelliğe bağlandıktan sonra eşler el sıkışarak, “artık sevgili olabiliriz, bu problemimizi medeni bir şekilde hallettik.” Demelidir. Bu saygı davranışlı yaklaşımları yakalayıp evliliğimize adapte ettiğimiz sürece, eşler arasında sevgiyi artıracak basamaklara erişiriz. Çünkü saygını bittiği terde sevgide tükenmeye mahkum olur.
“Evlilikte karı-koca imajı olmamalı. Her zaman eşler birbirlerine sevgili nazarıyla bakmalı. Sanki her an kaybedilecek mücevher kıymetinde el üstünde tutulmalı. Ve ışıltılarımızda yavrularımız.” Öyleyse işimiz kolay demektir. Bu gün değişik bir şey yapalım. Ebedi arkadaşımıza ve ışıltılarımız olan kelebeklerimize sürpriz hazırlayalım. Hazırlamaktan zevk duyacağımız sofra kuralım. Eşimizden beklentimiz olmadan ona alacağımız çiçeğimizle kavuşmayı bekleyelim.Manevi malzememiz ise çok kolay, fakat paha biçilemez bir değer. Saygı köprüsünde, sevginin harmanlanmasından neşet eden tebessümlerimiz. Böylece ebediyet çiçekleri olacak gelecek nesile de, bilinçli ve anlamlı evlilik reçetesinin sırlarını öğretmiş olacağız Ne dersiniz?.
Nevin ALAN
