Mini Hikayeler

GELMEDİ

           
Artık vakit akşama varmıştır.Hala kıvranmakta kandil orucunu bozmamaya gayret ederek yatmaktadır.Oysa akşamdan ne planlar hazırlamıştır.Helva yapıp komşularıyla paylaşacaktı,düşünürken burnunda kokuları tütmüştü.

-Yarabbim ne olur bana dayanma gücü ver iftara az kaldı.Şunun şuracıkta bir saat.Hani helva yapacaktım dağıtacaktım,ne kadar acizim ki orucumu bile koruyamıyorum.

Kapı tıkladı yavruları gelmişti.Onlarda çocuk orucuna niyetlenmişler okula gitmeden önce atıştırmışlardı.Korktular annecikleri ne kadar fena durumdaydı.Annenin burnuna mis gibi kokular geliyordu.”Keşke helva getirseler öyle güzel kokmuştu ki”kendiside yapıp dağıtacaktı ama olmadı.

-Yavrularım bir şeyler getirin orucumu bozmak zorundayım.Geveleyerek söyleyebildiği son kelimelerden sonra yere yığılmıştı.Vücut yayılmış komut almıyordu.Keşke kapı tıklasa bir komşu gelse helva getirse şöyle ellerinden tutup yerine yatırsaydı.

Ne kapı çaldı ne de helva gelmişti.İşte ezan da okunuyordu.Aciz anne perişan oruçlu yavrular üzgün…İşte zil çalıyordu.Ne güzel gelmişti kuş sesleri yüreklerini havalandırmıştı.Çocuklar koştular kapı açıldı,karşılarında tebessümle duran ve ıftar sofrası bekleyen babacıkları vardı.O akşam başka da zil sesi duyulmadı.Örnek Müslüman olan ve her halukarda eşine yardımcı olan baba sofra bezini sererken anne mırıldandı

“Ne kadar güzel helva kokmuştu”…

BEKLENENLER

Yolda kıvranmaya başlamıştı.”Eyvah gene böbreklerim iş başında”diyerek evinin yokuşunu tırmanmaya başladı.Alelacele ecza dolabını karıştırdı her zaman yedekte olan iğnesi olurdu.Fakat telaşından ve ızdırabından bulamadı.Aksilik işte eşi de evde yok.Ne yapmalı…
 Komşuların ziline dokundu,kulaktan kulağa soruldu.Nihayet aynı rahatsızlıktan muzdarip komşunun iğnesi vardı.

İğnesini yapmışlar ve istirahat için yalnız bırakan komşular gitmişlerdi.Bir süre sonra yavruları geldiler babacıklarının haline bakıp üzüldüler.Sıra evin hanımındaydı,zil çaldı her şeyden habersiz anne ve sevgili eş gelmişti.

Aradan üç gün geçmiş.Doktora gidilmiş tahliller ve sonuçta ilaçlar alınmıştı.İnsan hasta olunca iyice duygusallaşıyordu.Birileri gelse telefonla hatırı sorulsa ne güzel bir sevinç olurdu…Günlerin akışına göre yaşam devam etmişti.Hastamız bekliyordu.Kardeşleri,meslektaşları,komşuları neden hatırını sormuyorlardı.Dünya meşgaleleri ne kadar derin bir bataklığa sebep oluyordu daha önce fark etmemişti.Düşündü kendisi de ihmalkardı.Koşuşturmalardan ziyaret ve hatır sorma tohumları ekmemişti ki şimdi biçseydi.Hatasını anladı,kendisine söz verdi artık çevresine daha duyarlı olacaktı.

Vakit ikindiye yaklaşmış dördüncü günde bitmeye hazırlanıyordu.Zil çaldı,çocuklarla beraber kapıya koşan hanım sevinçliydi.Mutlaka bir ziyaretçidir diye düşünüyorlardı.Karşıda komşu elindeki kağıdı uzatarak  “buyrun elektrik faturanız geldi”.

 

DIŞ  YÜZEYİMİZ
           

Uzun zaman önce gittiğim bir semtte yoldayım. Yanımdaki arkadaşım o bölgede oturuyordu. Gözüme ilişen çok bakımlı bir binanın önünde durdum. “ Burası yenimi yapıldı?” “Hayır, sadece komple tadilat ve dekorasyona uğrayan eski bir apartman.” Kısa bir sessizlikten sonra düşüncelerim şöyle gelişti. Önce gönül sarayımızı düzenlesek, onun mobilyalarını yenilesek. Dünyevi evimizi istediğimiz kadar dizayn etsek de, güzelleştirsek de, dekorasyonunun ince ayrıntılarına titizlik göstersek de iç dünyamızın evi olan bedenimiz  hırpanık, darmadağınık ve pejmürde kalıyorsa, yaratılış gayemiz açısından ne anlamı olabilir.

Bizler sürekli olarak evlerimizin, eşyalarımızın temizlikleriyle, tertipleriyle meşgulüz. Acaba dip köşeyi parıldatmaya harcadığımız zamanın ne kadarını, insan elbisesinin manevi temizliğine harcıyoruz? İlahi ikramların teşekkürlerini düşünüyor muyuz? Yaratılan envai çeşit lezzetlerin, misafirlerimize hazırladığımız ikramların, tatlıların, çikolata ve şekerlemelerin albenisiyle görselliğimize yapılan sunumların baki lezzetini keşfedebiliyor muyuz? Tefekkür pencerelerini aralamayı ihmal etmesek. Kalbimizin, ruhumuzun, duygularımızın ve bedenimizin manevi temizliklerin deterjanları olan ibadetlerimizin, ebedi sermayemiz olduğunu kavrayabilsek. Her şeyden önce kendi bünyemizde sindirebilsek, minik cıvıltılarımıza örnek olabilsek ne büyük saadet. Ne dersiniz?

SORU   YAĞMURLARI

Sonbahar yağmurlarının en tatlı zamanı.Şırıltılar arasında asma yapraklarının ninnileri gönüllerimizi okşuyor.İnsan alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyor.Yavrularımızla bu özel tefekkür zamanlarını değerlendirmek lazım.Sizin hayret ifadelerinizle etrafı tetkik etmeniz onlar için de farklı bir
bakış açısını aşılayacaktır.
   
Ülfet perdesinin kalınlığında ortalıkta dolaşıyoruz.Yağmur damlalarının her
tanesindeki ahenk ve meleklerin kuşatmasını düşünmek lezzet veriyor. Şimşekler yaratıcının ilancılığını tekrar zihinlere kazımak için iş başında.
Mahiyetini bilmeyenler için sadece korkunç bir ses dalgası hükmünde.
      
Oysa iman çekirdeği yerleşmiş minik yüreklerde dahi şimşeğin sesleri onları havalara uçuruyor.Biliyorlar ki bu ses ve ışık dalgalarını yaratan bir SULTAN var.

Komşu çocuklarının korkuyla titreyerek ciyaklamaları bu anlarımıza sekte vurdu.”Aman çocuğum!Ne var korkacak;alt tarafı şimşek işte”.Söyleyecek söz kalmadı.Boşlukta kalan ve cevabını bulamayan tabii olay ruhun sessizliğine gömülüverdi. Minicik yüreğin korku duygusu bu şekilde mi bastırılmalı yoksa sığınacağı EZEL ve EBED SULTANI  mı anlatılmalı? Çocugun yüreklerine yağan soru yağmurları sel olmuş,önüne çekilen cevaplamama seti ise yıkılmayı bekliyordu.Gökkuşağının renkleri her yeri kuşattı.Kasvetli ve korku dolu bakışları silmeye çalıştı.Hızlı atan kalp atışları yavaşça suküneti yakaladı.
Yavrucukların sır dolu düşüncelerinin cevabı olacak gökkuşağı ise hala muallaktaydı.

 

Nevin Alan