Mahçup Olarak Sorguluyoruz
Her ezan okunuşta kalbimizdesin. Cemalini ezanla hayal ediyoruz. Asr-ı Saadette yaşıyoruz. Kumların alevlerinde dağlanan Bilal’i Habeşi tebessümle zihnimizi çevreliyor. Düşünüyoruz…Dehşetli zamanın hizmet erleri olmaya niyetlenmişiz. Herkes her şeyi bildiğini iddia ediyor. Çoğumuz bir parmak kalınlığında kitap okumadığı halde nefsimizin işine geldiği şekilde hüküm veriyoruz. Tebessümün sadaka olduğunu müjdeleyen mübarek dudaklarını taklit etmekten, seradan süreyyaya kadar uzağız. Her şeyin bir başlangıcı vardır. Biz çok aciz ümmetin olarak dalalet ehlinin azdığı bu meydanlara bir nebzede olsa ferahlık katarak sana layık olmaya çalışıyoruz.
Zamanımız hizmet etme zamanı. Dekorasyon sanatının detaylarıyla süslenen evlerimizin köşelerinde “lütfen bizi okur musunuz?” Diye sızlanan kitaplar mahzun. Günlük işlerin boğucu koşuşturmalarından ilim meclislerine gidecek takatimiz kalmıyor. Gardıroplarımız tıka basa dolu, markalara kazandırıyoruz. Oysa senin “komşusu aç iken tok uyuyan bizden değildir” mührünü unutuyoruz. Arabalarımız gayesinden uzak iş görüyor. Habire modellerini yükseltmek düşüncesiyle uğraşıyoruz. “İki günü bir olan aldanmıştır” Muhteşem bir ölçü olan bu satırları henüz keşfedemedik. Can sıkıntısından oflayıp pofluyoruz. Yavrularımızı bu hengameler arasında ihmal ediyoruz. Ağızlarını açıp soru sorsalar “sen sus bilmezsin” cevaplarının kırıklıklarıyla kişiliklerini baltalıyoruz. Ondan sonra da geleceğin neslini yetiştiriyoruz diyoruz.
21. Asrın bu yeni başlayan baharında biliyoruz ki! Her an bizi seyir halindesin. Diğer Peygamberler, dört halifemiz, sahabeler asfiyalar, evliyalar ve asrın müceddidi Bediüzzaman sizler nuraniyetlerinizle kainatı kuşatmışsınız. Erguvan ağaçlarında kokun, Güneşin huzmelerinde nurun, suların köpüklerinde berraklığın, çiğ tanelerinde dişlerinin, her yeri güzelleştiren ahlakın, mucizelerin şimşek vari fehmimizi galeyana getiren muhteşemliği, arı misali sürekli ibadet burçlarından süzdürdüğün iman meşaleni nasıl anlatabiliriz. Rabbimizin, (c.c) Ezel ve Ebed Sultanının kudretini “ağaçlar kalem olsalar, denizler mürekkep gene de kudretini ifede edemezler” gerçeğini bu aciz kalemimiz nasıl satırlara dökebilir.
Utanıyoruz…Bu asri zamanda günahlara girmeyerek kazanacağımız müjde edilen ebedi saraylarda bu kafayla seninle görüşebilir miyiz? Herkesin “nefsi nefsi” diyeceği haşirde “ümmetim ümmetim” zümrütleri süzülürken ağzınızdan, şereflenenlerden olabilecek miyiz? Göz alabildiğine uçsuz, bucaksız, geçici ve devamsız düşündüğümüz bu dünya misafirhanesinden, şehitlik şerbetini içerek sana kavuşabilecek miyiz?
“Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” ifadelerinin elmas kıymetindeki değerini hayatımıza ve çevremize aşılayabilecek miyiz? Kapıdan çıkarken ve girerken ve senin tavsiyene göre adımlarımızı atarken bütün benliğimizle örnek ahlakınla bütünleşebilecek miyiz? Kıyamete kadar ihtiyacımız olacak her türlü soruların cevapları bulunan Risale-i Nur’ların hakkını verebilecek miyiz?Bizim vazifemiz son nefesimize kadar ilim talep etmek ve uygulamak. Senin hatırın için bu şerefli madalyonu kazanabilecek miyiz? “Sizin şer gördüğünüz işlerde nice hayırlar vardır bilemezsiniz” buyuran Rahmanın (c.c) huzuruna kabul edilebilecek miyiz?
Vücut fabrikamızı İlahi kanunlara göre endekslemeye çalışıyoruz. Sultanımız izin verirse bütün hücrelerimizle senin hayat tarzını hayatımıza rehber edebilecek miyiz? Ne olur! O kadar günahkar ve aciziz ki adını yazabilmek için tutamadığımız bu kalemimizi, seninde gurur duyacağın hizmete kullanmak için bizleri yalnız bırakma.
Ömrümüzün son baharından kışa geçtiğimizde, baki baharlarda huzuruna gelebilecek miyiz? Şu ana kadar yaratılan bütün gülleri, kristalleşmiş göz yaşlarımızla önüne serebilecek miyiz?
Nevin Alan
