Güya Medenileştik
Yılların yokuşundan aşağı hızlı adımlarla yürüyoruz. Çevremizde olup bitenlerden bize ne? Renkleri isyan etmiş,üst üste preslenen evler kimin umurunda.Her katta farklı düşünceler ve yaşayışlar mevcut.Zamanın tırpanladığı onca güzelliklere, es geçilmiş.”O eskidendi” kılıfına sarılıp körelttiğimiz nice güzelliklere şimdi nostalji adını taktık.İnançlarının gerektirdiklerini dar kalıplara sokmaya çalıştıkça, bölük pörçük dökülerek bu günün seviyesiz görüntülerine kaldık.Artık evlatlarla ebeveynler arasında derin uçurumlar meydana getirdik..Basın yayın ve görsel teknolojide bu olumsuzluğa yağ sürdü. Nefsimiz her zaman kaçıştan yana olunca bizler de kestirmeden” ne desem dinlemiyor” a sığınmaya kalıyoruz.
Tiril tiril kumaşların armonisinin dayanılmaz cazipliğiyle modanın tutsağı olmaya başladık. Önceden ihtiyaç için giyinirken de tesettür ölçü olurdu.Şimdi gösteriş ve albenisi olsun diye cazip hazırlanan ve süslenen mağazalara hücum var Memleketimizin iman esaslarını tatmamış kaymak tabakasının vicdanlarının seslerine bir nevi kulak tıkamak olan bu aldatıcı zevk, bir yere kadar mutlu ediyor.Sonuçta görüntü ve devamında cepteki ödeme yangınlarının dumanı baki alemlere aksedecek aynaların is kaplanmasına sebep olacaktır.
Önceden her mevsimin kendine has sıcaklığına göre esvaplarımızı ayarlardık. İplere başka renk ipler arkadaş olurlar yelekler kazaklar sırtları ısıtırdı. Örgülerin akibeti pala olarak , tamamlanırdı. Yamanmış sıcacık çorapların görüntüsünün ılık huzuru şimdi maalesef yok, tüketim çılgınlığının soğuk nakışları güya ısıtıyor!
Dünyevileşiyoruz…Fakat öyle nefse cazip gelen koliklikler var ki vazgeçmek epey çaba istiyor. Alkol,uyuşturucu, kumar ve meçhule itilen yozlaşmış gençlik yığınları kitlesine sahip olduk. Okuduklarımız da başkalaştı. Felsefe gözlüklerinin ifrit eden ve ışık geçirmez camları gafletimizi kalınlaştırdı, karanlıklara boğdu. Zihinlerimiz alt üst olmuş durumda. Yabancı kültürdeki klasik eserlerin büyüsüyle kendimizi kıyasladık.Var olmayan ve olması da ihtimal dışı yaşayışlar enjekte edilmeye çalışılıyor.
Müziğimiz zenginleşti derken,popun,rakın ezici reklamlarıyla avutulan yavrularımızla birlikte klasik ve öz değerlerimizle yoğrulan şahane eserleri dinlemek mazide kaldı. Mırıldanırken dahi ”o da müzik mi?” diye eleştiriliyoruz. Ruhsuz ve sadece kadını meta olarak algılayan, kafamızı şişiren düzmece kelimeler ve sesler hit oldu. Bunda bizim payımız ne kadar ayrıca tartışma konusu.Ekranlarda rastlarsak içimizi pırpırlatan ve tarihimizin altın sayfalarını hatırlatan mehter marşlarımızda ağzımıza bir kaşık bal çalmaktan ibaret.
Spor diye diye sanki başka çeşit yokmuş gibi futbol hastası yapılmaya çalışılan gençlere biz büyüklerden sıra gelmiyor desek yeridir. Ziyarete gitmek istersiniz tuşların devamında “tv de maçımız var, daha sonra buyrun. ”Acaba bütün duygularımızla odaklandığımız maçların bitiminde nasıl bir iç muhasebesi yapılıyor? Ahiret hayatımıza ne gibi artılar eklendi? Düşünüyor muyuz? Hiç mi içimiz cızlamaz. Ekranlarda ve basında ata sporumuz güreş ise üvey evlat oldu.Yılda bir kırkpınar organizasyonu olmasa yağlı güreşlerimiz unutulacak.Modernlik kisvesi altında yutturulmaya çakılan medeniliğe yakışmayan uydurma zokaları fark etmeye geç kalmayalım
PORTAKALKÜFÜ
İzm’ lerin doğurduğu buhranları atlatmak,insanlığa çok pahalıya mal oldu.
Yeryüzünün en şerefli mahluku olan insana yakışan hürriyet anlayışımızı farklı yönlere çekerek,kafalar ve fikirler dağıldı. Gaye ve hedefler şaşırıldı.Şiddetli olarak hissedilen iman zafiyetinin sonuçları acı oldu. Aile kavramı dumura uğratılırken gayri meşru hayat özendirildi. Hamisiz çocukların akibeti ise soğuk duvarlarla örülü yuvalar oldu. Minik yüreklerin hissetmek istediklerini,yuvada ki hiç bir sıcaklık vermiyor. Boyunları bükük, hayallerinde ki evlerinde yaşıyorlar.
Sinema sektörünün yaptığı tırpanlamanın boyutunu kestirmek mümkün değil. Bilim kurgu adı altında beyinleri yıkama işlemleri başarıyla sürdürülüyor. Ne olduğu belirsiz hayali sözde kahramanların empoze ettikleri emellerine ulaşma noktasında aldıkları mesafelerin ilerdi zamanlarda vahim sonuçlarını hissedeceğiz. Hedef seçme konusunda gençlerin beyinlerine, beyaz perdeden akan ziftleri temizlemek zor olacağa benziyor. Cazibedar ve süslü ehli dünyanın dalalet kusan bu hezeyanlarına iman reçetesini ulaştırmakta geç kalmasak! Zaten başarmak istediğimizde bu değimli.
Oyuncaklarımızda başkalaştı. Çelik, çomak ve topaçlarımızın yerlerini ismini telaffuz etmekte zorlandığımız nesneler aldı. Tabiatı keşfeden o anda bulduğu malzemelerden eğleneceği oyuncağını üreten,taş sektiren,sopasının at olduğu çocuklar çok mutluydular. Bez bebeklerle kendinin gelin olma hayallerini kurarken çamurdan yapılan kaplarda pişirilen yemeklerin ekmeklerin hayali lezzetini şimdi barbie bebeklerinin elbiselerinde bulamıyorlar. Doyumsuz ve özenti içinde olmaları da ayrı bir konu. Büyüklerinin birbirlerine yaklaşımlarını inceleyen küçükler,ayrıntıları kaçırmıyor ve işlerine geldiği şekilde etrafında kilerini kullanıyorlar. Yavrularımız,saygı sevgi ve hürmet ortamının çiçekleriyseler bir nebzede olsa diğer olumsuz ortamdaki yaşıtlarına göre daha farklı oluyorlar. Önceden yaş sınırı olmaz, herkes elinden geldiğince etrafına hoşgörülü olurdu. Dünyevileşmenin en koyu yaşandığı şu zamanda yaş sınırı kalmadı. Çıkar ilişkilerine endekslenen yaklaşımları sineye çekiyoruz,çektiriliyoruz.
Damak tadımızın mis kokan tarhana çorbası,ağızları dolduran bulgur pilavı ve dumanı üstünde kuru soğanla lezzetini tamamlayan kuru fasulyenin yerini obez olma malzemeleri aldı. Tahta sofralarımız veya sinilerin sıcacık karşılayan görüntüsünü,ayakta atıştırmalara,fasfoodlara çevirttik. Daha doğrusu sinsice çevirdiler. Ne derece kendimizi bu cazip gösterilen güya pratikliklerden uzak tutabiliyoruz? Öz kültürümüzün haslarını fos ettirerek gelişmişlik yutturmacısıyla kandırılıyoruz. Şuurlu düşünmeye vaktimiz var mı? Gafletimiz izin verirse gündelik koşuşturmalarımızdan da nefes alabilirsek ne ala?
Bizler iman gözüyle ve şuuruyla gelecekten ümitliyiz. Fakat bir yerlerden başlayarak teknolojinin kullanımını aleyhimize çevirmeye çalışanların taraflarını lehimize döndürmeye gayret edebiliyor muyuz. Materyalist, kokmuş, yıkılmaya mahkum bunca olumsuzluklar bizleri ümitsizliğe sevk edemezler. Çünkü Kur-an-ı Kerim ve Peygamber (s.a.s) Efendimizin ve asrın müfessiri Bediüzzaman(r.a) Hz., güneş gibi aşikar ve Kainatı kuşatan nurları bizlere yeter. Yeter ki azimle ve ihlasla müşteri olmasını becerebilelim.
“İman hem nurdur hem kuvvettir hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir. ”Evet, güya medenileştik…
PORTAKALKÜFÜ
Nevin Alan
